DOLAR 48,11610,06%
EURO 56,1211-0,10%
ALTIN 7.131,32-0,99
BITCOIN 3757208-0.94134%
İstanbul
°

SABAHA KALAN SÜRE

Meta’ya dava açan anne: “Kızım Instagram yüzünden öldürüldü”

Meta’ya dava açan anne: “Kızım Instagram yüzünden öldürüldü”

ABD'de Meta'ya karşı açılan ve çocukların sosyal medya platformları nedeniyle zarar gördüğünü savunan ailelerin yakından takip ettiği dava süreci devam ediyor. Facebook ve Instagram'ın sahibi Meta'yı sorumlu tutan ailelerden biri olan Julianna Arnold, 2022 yılında 17 yaşındaki kızı Coco'yu kaybetti.

ABONE OL
Ağustos 26, 2026 12:39
Meta’ya dava açan anne: “Kızım Instagram yüzünden öldürüldü”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

CNN TÜRK’ten Serdar Korucu’ya konuşan Arnold, kızının Instagram üzerinden tanıştığı bir saldırganın yönlendirmesi sonucunda hayatını kaybettiğini söyledi. Coco’nun Türk vatandaşlığının da bulunduğunu belirten Arnold, kızının Türkçe adının Dilara Konar olduğunu açıkladı.

“Sanal medya çocukların ölümüne yol açan faktörlerden biri”

Kızı Coco’nun ölümüne giden süreci anlatan Arnold, sosyal medyanın çocuklar üzerindeki tehlikelerine dikkat çekti:

“Sanal medya çocukların ölümüne yol açan faktörlerden biri. Benim kızım, reçeteli bir ilaç olduğunu sandığı bir hap satın aldı. Biri tarafından kandırıldı, onunla buluşmaya yönlendirildi. Kendisine hayatına mal olan fentanil içeren madde verildi. Fentanil zehirlenmesi nedeniyle hayatını kaybetti. Başka çocuklar, gençler şantaj, tehlikeli meydan okumalar, siber zorbalık ve cana kıymaya neden olan tehditlerle karşı karşıya kalıyor.

Ayrıca cinsel yönden de saldırıya uğrayan, fotoğrafları yayılanlar var. Yani sanal medyada tehlikeler sonsuz bir liste halinde uzuyor. Onları asıl etkileyen şey, platformların onları cezbetmek ve ne pahasına olursa olsun platformda tutmak için tasarlanmış olması. Bu yüzden sürekli gönderileri kaydırmak istiyorlar, bildirimleri, beğenileri önemsiyorlar. Bunlar çocuğu sanal medyanın tamamen içine çekiyor ve telefonu elinden bırakamıyor. Kızımın başına da bu geldi, ta ki Instagram’da bir saldırgan ona ulaşana kadar…”

Arnold, Coco’nun Instagram kullanmaya başladığı dönemde tehlikenin farkında olmadığını belirterek algoritmaların çocukları nasıl etkilediğini şöyle anlattı:

“İlk başta gerçekten anlamadım. Bence ebeveynler, algoritmalar aracılığıyla çocuklarına ne tür bilgiler gönderildiğini gerçekten anlamıyorlar. Ve tabii ki, Coco Instagram’a girdiğinde bu algoritmalar henüz tamamen devrede değildi. Algoritmaları devreye sokmaya ve yaymaya başladıklarında, yani yetişkinler olarak bizler, bir tuhaflık olduğunu anladık ama ne olduğunu bilmiyorduk. Ne yazık ki, rahatsız edici bir şey içeren bir videoda uzun süre kalırlarsa algoritma onları başka içeriklere de yönlendiriyor. Bu da onları depresyona sokuyor. Anksiyeteye neden oluyor.”

“Sanal medya çocuğu içine çekiyor”

Arnold, Coco’nun sosyal medya kullanımının zamanla nasıl değiştiğini de anlattı:

“Coco çok canlı, maceraperest, sevgi dolu ve çok hassastı. Dikkat eksikliği rahatsızlığı vardı. Bu yüzden, sürekli beğenilerin gelmesi, yeni videoları izlemek ondaki dopamini besliyordu. Bu kısa içerikler, sürekli platformda aktif kalmasına neden oluyordu. Bu en başta eğlenceliydi. Müzik videoları yapıyor, arkadaşlarıyla paylaşıyordu. Bunlar masum görünüyordu. Sonra telefonunda giderek daha fazla zaman geçirmeye başladı. Bu da evimizde pek çok soruna neden oldu. Durum öyle bir noktaya geldi ki, kızlarımın elinden telefonu almaya gittiğimde büyük kızım gözlerini devirip, ‘Tamam, al anne’ diyordu ama Coco, ne pahasına olursa olsun telefonunu bırakmıyordu.

Telefonu elinden almak için mücadele etmek zorunda kalıyorduk. Tıpkı bağımlı birinin elinden bağımlı olduğu maddeyi almak istemeniz gibi… İşte o zaman sorunun ne kadar derin olduğunu anladım. Telefonda geçirdiği süreyi sınırlamak için elimden gelen her şeyi yaptım ama çocuklar teknolojiyi bizden daha iyi kullanıyor. Güvenlik önlemlerinin etrafından dolaşmanın yollarını buluyorlar. Sonuçta trilyon dolarlık şirketler tarafından geliştirilen ve bizim başa çıkamayacağımız bu ürünleri bir ebeveynin yönetmeye çalışması gerçekten imkansız. Teknolojide neler olup bittiği hakkında hiçbir fikrimiz yok. Biz veri bilimcisi değiliz. Yapay zeka uzmanı değiliz. Dolayısıyla birilerinin araya girip bize ve ebeveynlere, ailelere yardım etmesi gerekiyor. Çünkü çocuklarımızı güvende tutmak için bazı korumalara ihtiyacımız var.”

Instagram’da kızını takip ettiğini ve akışında neler olduğunu bildiğini düşündüğünü ancak özel mesajlarını göremediğini belirten Arnold, Coco’nun saldırganla tanışma sürecini ve ölümünü şöyle anlattı:

“17 yaşında bir kızdı. Bu kişi ona ulaştı. O da gençti, 20’li yaşlarındaydı. Önce onunla flört etti. Ardından konuşma ilerledi, “Bana güvenebilirsin, ben senin için buradayım. Anksiyeten mi var? Sana yardımcı olabilecek bir şeyim var. Bana güven” dedi. Çok değil sadece 1,5 günde kendisine güvenmesini sağladı. Sonra da buluşmak istedi. O gün, en yakın arkadaşıyla alışveriş için evden çıktı. Bu çok normal görünüyordu. Merdivenlerden inerken söylediğim son şey şuydu: “Bebeğim, seni seviyorum, dikkatli ol.” O da bana “Ben de seni seviyorum anne. Sonra görüşürüz” dedi. Ve eve hiç dönmedi. Cansız bedeni, o erkeğin kendisiyle buluşmasını istediği yerin yakınında, bir başka erkeğin dairesinde bulundu. Soruşturma hâlâ açık ve o gece ne olduğuna dair bilmediğimiz çok şey var.”

Arnold, sosyal medyayı “kelimenin tam anlamıyla bir bataklık” olarak nitelendirerek şunları söyledi:

“Sanal medyada saldırganlar, hasta insanlar, pedofiller, insan kaçakçıları var. Kızımın başına gelmiş olabileceğini düşündükleri şey de bu, arkasında insan kaçakçılığı çetesi olabilir. Hala yanıtını öğrenmeyi bekliyoruz.”

Yetişkin bir erkeğin sosyal medya üzerinden reşit olmayan bir çocuğa ulaşabilmesinin korkutucu olduğunu belirten Arnold, yapay zekanın da tehlikeyi artırdığını söyledi:

“Üstelik artık yapay zeka ile birleştiğinde yapabileceklerinin sınırı yok. Çıplak fotoğraflar, görüntüler oluşturuyor, bunlarla korkunç şeyler yapıyor, yayıyor ve paylaşıyorlar. Çocuklarınızın odalarında güvende olduğunu düşünüyorsunuz ama o sırada bunlar yaşanıyor. Bir saldırganı sanal medya aracılığıyla odasına kadar sokmuş oluyorsunuz. Eğer sanal medyayı kontrol etmekte ve çocuklarımızı korumakta başarısız olursak, yapay zekâya karşı ne yapacağız? Artık çocuklar, “ChatGPT” ve aynı zamanda Google’ın ürünü “Character AI” ile yaptıkları konuşmalar nedeniyle de hayatlarını kaybediyor. Buna karşı da harekete geçmemiz gerek. Bu nedenle bizler hikâyelerimizi anlatmayı bırakmayacağız. Küresel şirketlere karşı bizler de dünyanın dört bir yanında mücadelemizi sürdüreceğiz.”

“Savaştığımız şirket trilyon dolarlık”

Ailelerin trilyon dolarlık şirketlerle mücadele ettiğini söyleyen Arnold, süreci Davut ile Golyat mücadelesine benzetti. Dava sürecinde şirket içi yazışmaların da ortaya çıktığını belirten Arnold, şu ifadeleri kullandı:

“Bizim mücadelemiz Davut ile Golyat’a benziyor. Sessizlik duvarını çatlatmayı başardık. Sanal medya şirketlerine karşı iki karar çıktığını gördük. İlki Meta’ya karşıydı, ikincisi Meta ve Google’a karşıydı. Ve şimdi yine Meta’ya karşı dava var. Jürinin, şirketlerin çocuklarımızı kasıtlı olarak bağımlı hale getirdiğini ve ürünlerinin geliştirilmesinde, tasarımında bunu gözetmediğini söylemesi önemli. Bu davalar sürecinde belgeler de yayımlanıyor. Yöneticilerin, çalışanların, “Bu ürünler çocuklar için zararlı. Ergenlere ve çocuklara zarar veriyor” dediği iç yazışmaları da görüyoruz. Buna rağmen şirketlerin sorunları çözmemek için karar verdiğini de izliyoruz. Yani çocuklarımıza bile bile zarar verdiler. Çünkü etkileşimi kaybetmek istemediler. Etkileşim kaybederlerse karları düşecekti.”

Arnold, yaşananlardan ebeveynlerin sorumlu tutulmaması gerektiğini vurguladı:

“Ben kızlarım için elimden gelenin en iyisini yapan bir anneydim. Onlar benim hayatımın en önemli varlıkları ve uğurlarına canımı veririm. Günümüzde ebeveyn olmak çok zor. Gücümüz yettiğince her şeyi yapıyoruz. Elimizden gelenin en iyisini de yapsak bizler algoritmalarla, bu platformların tasarımıyla boy ölçüşemeyiz. Sanal medya platformları kumar gibi. Çocuklarımızı içine çekiyor ve bağımlı hale getiriyor. Bu platformlarla bir ebeveyn nasıl boy ölçüşebilir? Bu yüzden hepimizin yardıma ihtiyacı var. Gerçek şu ki bu ürünler test edilmiyor. Çocuklarımızın önüne küçük bir şeker parçası gibi kondu ve bunun tehlikeli olabileceği hiç söylenmedi. Bizim kuşağımızdaki ebeveynler de başlarına gelebileceklerden habersiz.”

Coco’nun Türkçe adı Dilara Konar

Arnold, kızının Türk vatandaşlığının bulunduğunu ve ailesinin bir dönem İstanbul’da yaşadığını da anlattı:

“Tam adı çok uzun. Hem Amerika’da kullanacağı bir isim vermek hem de Türkçe bir isim vermek istedik. Dolayısıyla adı Lucienne Colette Dilara Konar’dı. Colette’in kısaltması olarak Coco diyoruz.”

Kızının çocukluğunu anlatan Arnold, Coco’nun Türkiye ile bağını şu sözlerle aktardı:

“Coco her zaman çok aktif, ilgili, çok ama çok zeki, her şeyi sorgulayan genç bir kızdı. Küçükken Türkiye’de, İstanbul’da yaşadık. Dolayısıyla aynı anda hem Türkçe hem İngilizce öğreniyordu. Her zaman çok hareketliydi, bir şeylerin parçası olmak istiyordu ve ilgi odağı olmayı seviyordu. Çok espriliydi. Hep güler, ablasıyla ve etrafındaki herkesle eğlenirdi. Ve çok seviliyordu. Bir de hüzünlü bir yanı vardı. Çok küçük yaşta bazı şeyleri gördüğünde bile bunlardan çok etkilenmişti. Mesela, Türkiye’de yaşarken Suriyeli mülteci meselesini görmüştü. Bunlar ondaki merak duygusunu daha da arttırmıştı. Keşfetmek, gerçeği bulmak onun için bir tutkuydu. Coco okulu pek sevmezdi. Çünkü her şeyi bildiğini düşünüyordu. “Ben bunu biliyorum. Neden buna ihtiyacım var?” derdi. Gelecekte nerede olacağını hayal etmeyi severdi. Yurt dışında mı, Türkiye’de mi olacak, nerede yaşayacak? İdealleri vardı. Önce Türkiye’de anaokuluna, ilkokula gitti. Ve Coco’yu okula götürecek servise bindirdim. Ben çok endişeliydim ama bana herkes bunun Türkiye’de normal olduğunu söyledi. Küçücüktü. Bindi ve sonradan öğrendim ki servisten inmek istememiş. O kadar hoşuna gitmişti ki İstanbul’da biraz daha dolaşmak istemiş. O gün çok heyecanlanmıştım. Türk akrabalarını çok seviyordu. Türk yemeklerini, kültürünü seviyordu. Boğaz’ı seviyordu. En sevdiği şey Boğaz’ı izlemekti. Sanırım Türkiye’de herkesin yapmayı en sevdiği şeylerden biri de bu, değil mi?”

“Beğeni gelmesi kızımı mutlu ediyordu”

Arnold, sosyal medyanın ortadan kaldırılmasını değil, çocuklar için güvenli hale getirilmesini istediklerini söyledi. Şirketlerin daha sıkı şekilde denetlenmesi gerektiğini belirten Arnold, sosyal medya şirketlerinin gelir modeline de dikkat çekti:

“Şirketler ellerinden geleni yaptıklarını söylese de biz ebeveynler olarak bunun doğru olmadığını biliyoruz. Ve artık örneğin Instagram hesapları üzerinde yapılan bir araştırma güvenlik önlemlerinin büyük bölümünün işe yaramadığını ortaya çıkardı. Çünkü bu tedbirler uygulamaya konursa onların etkileşimi azalacak. Bizim istediğimiz şey şu: Sanal medya ortadan kalkmayacak. Ama yapmamız gereken, çocuklarımız için güvenli hale getirmek. Onlar savunmasız. Toplumda en fazla korunmaya ihtiyaç duyan kesim. Bu yüzden hükümetimize ve dünyanın dört bir yanındaki diğer hükümetlere bu trilyon dolarlık şirketleri kontrol etmeleri için, gerekli önlemleri almaları için yalvarıyoruz. Birçok insanın bilmediği şey şu: Bu şirketlerin para kazanma biçimi gerçekten bizden ve çocuklarımızdan geçiyor.”

” Bizim ve çocuklarımızın bu sanal medya platformlarında geçirdiği süre ve aldığımız beğenilerin sayısı, onlara daha fazla para kazandırıyor. Reklam verenlerden daha fazla para almalarını sağlıyor ve bu onların iş modeli. İstedikleri tek şey ellerinden geldiğince etkileşim sağlamak ve insanları, özellikle de gençleri, platformlarında mümkün olduğunca uzun süre tutmak. Bu davalar sayesinde artık bunu kanıtlayan delilleri de görüyoruz. Elimizde artık kanıtlar var. Sizin de dediğiniz gibi bu anlatıları aktarmak çok zor. Anlatmaktan hoşlandığımız için paylaşmıyoruz. Her dile getirdiğimizde çok zorlanıyoruz ama bunu yapmak zorundayız çünkü diğer çocukları korumamız gerekiyor. Kimse sesini çıkarmazsa bu düzen değişmeyecek. Ve biliyorum ki Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki ülkelerde siz de aynı sorunlarla uğraşıyorsunuz. Bu da bunun tek bir kültürün, tek bir ülkenin, tek bir ırkın veya tek bir sosyoekonomik grubun sorunu olmadığını gösteriyor. Hepimizi etkiliyor. Ve bence artık buna bir son vermenin ve bu şirketlere bazı düzenlemeler getirmenin zamanı geldi. Böylece biz ebeveynler, çocuklarımızı saldırganların kurbanları haline getirmeyeceğiz.”

Türkiye’deki ailelere mesaj: “Çocuklarınızla konuşun”

Türkiye’yi “ikinci evimiz” olarak nitelendiren Arnold, ailelere çocuklarıyla internet konusunda açık şekilde konuşmaları çağrısında bulundu:

“Çocuklarınızla konuşun. Küçük çocukları olanlar, bu konuyu onlarla açıkça konuşsun. İnternette neler olduğunu anlatsın. İletişimde olsun. Çocuklar bir şeyin kendilerine zarar verdiğini gördükleri an size gelebileceklerini bilmeliler. Hangi platform olursa olsun, çocuklarınızın size geldiklerinde onları yargılamayacağınızı hissetmeleri gerekiyor. Başlarına gelenler çocuklarınızın suçu değil. Ayrıca ailelere şunu eklemek isterim: Onları olabildiğince dışarıda oynamaya teşvik edin. Ben Türkiye’deki çocukların Amerika’daki çocuklardan daha aktif olduğunu gördüm. Çocuklar dışarıda, açık havada oynuyorlar. Bu çok güzel. Onların aktivitelerini destekleyin, etkinlikler yaratın. Ve her zaman sizinle açıkça konuşabileceklerini bilsinler. Odalarına gidip kapıyı kilitlemelerine, cihazlarını yanlarına almalarına izin vermeyin. Çünkü orası olabilecekleri en kötü yer. Sokaklardan daha da tehlikeli. Cihazları kullandıklarında kuralları açıkça koyun. Sınırları birlikte belirleyin…”

    En az 10 karakter gerekli


    HIZLI YORUM YAP
    300x250r
    300x250r

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.