

Belçika Kraliçesi Mathilde başkanlığındaki Belçika Ekonomik Misyonu heyetinin ziyareti olumlu sonuçlarıyla Türkiye-Belçika ilişkilerinde önemli bir dönemeç olmaya aday.
400’den fazla katılımcının yer aldığı heyette 194 şirket, 17 federasyon ve ticaret odası, 8 üniversite ile kamu kurumları temsil edildi. Belçika Dışişleri Bakanlığı’nın açıkladığı sonuçlara göre ziyaret sırasında şirketler arasında 33, kamu otoriteleri arasında ise 4 anlaşma imzalandı. Enerji dönüşümü, savunma, yaşam bilimleri, liman ve lojistik faaliyetleri ile dijital teknolojiler misyonun temel sektörleri arasındaydı.
İki ülkenin 13 Mayıs’ta yayımladığı ortak açıklamada da bu ziyaret yalnızca ekonomik bir temas olarak tanımlanmadı; misyonun Türkiye ile Belçika arasında ‘daha yapılandırılmış ve daha yakın siyasi ilişkiler’ oluşturulması yönünde önemli bir adım olduğu da belirtildi. Aynı açıklamada Gümrük Birliği’nin modernizasyonuna ilişkin görüşmeler ve iş dünyası ile insanlar arasındaki hareketliliğin kolaylaştırılması yönündeki yapıcı angajmana destek de ifade edildi.
REKLAM
Ekonomik misyonun ziyaretinin ardından Habertürk Enerji Editörü İrem Kuşoğlu Görgü’ye konuşan Belçika’nın Ankara Büyükelçisi Hendrik Van de Velde de tam olarak ikili ilişkilerdeki ‘ivme’ üzerinde duruyor.
Ekonomiden savunmaya, Gümrük Birliği’nden enerji güvenliğine ekonomik ilişkilere dair sorulara yanıt veren Büyükelçi Van de Velde; Türkçe öğrenmeye olan ilgisinden, sosyal medyada ilgi gören ‘Erik Dalı’ dansı ve Türkiye ile kurduğu kişisel bağlara da değindi.
İvme yakalayan Türkiye-Belçika ilişkilerinin bugün hangi noktada olduğu sorusuna yanıt veren Van de Velde, ekonomik misyonun yarattığı etkiye yönelik “Çok doğru bir ifade. Kraliçe’nin başkanlık ettiği bu ekonomik misyon sayesinde ilişkilerimizde kuşkusuz önemli bir ivme oluştu. Misyonun kapsamı ve büyüklüğü de bu ivmeye katkı sağladı. Dolayısıyla ilişkilerimizdeki hareketlilik son derece belirgin. Heyette yaklaşık 400 kişi ve 200 iş insanı yer aldı. Bu ne sağlıyor? Yeni perspektifler ve yeni bir platform yaratıyor” diye yanıt verdi.
Ortaya çıkan anlaşmalarda rakamlar tabii ki önemli ancak Van de Velde açısından bu büyüklüğün esas anlamı rakamlardan çok ziyaretin devamının gelmesi. Röportajda Türkiye’den Belçika’ya gıda güvenliği konusunda yeni bir misyondan ve Belçikalı enerji şirketlerinin Türkiye’ye geleceği yeni temaslardan söz ediyor. Bu takip trafiğini ekonomik misyonun “verimli ve somut” sonuçlar üretmeye başladığının göstergesi olarak yorumluyor.
Peki bu ivme geçici mi, yoksa Türkiye-Belçika ilişkilerinde daha stratejik bir döneme mi işaret ediyor?
Van de Velde’nin cevabı burada ekonomik misyonun kendisini diplomatik bir mesaj olarak konumlandırıyor:
“Türkiye’ye gelme kararının kendisi zaten stratejik bir karardı. Bizim açımızdan bu ziyaret, Türkiye ekonomisine, ülkenin kendisine ve Türk halkına duyduğumuz güvenin bir göstergesiydi. Dolayısıyla bu kararın kendisi bile başlı başına stratejik bir anlam taşıyordu.”
Büyükelçi iki tarafın ortak açıklaması da ilişkilerdeki bu yeni aşamayı “daha yapılandırılmış ve daha yakın siyasi ilişkiler” çerçevesinde tanımlıyor.
Röportajın belki de en dikkat çekici bölümü ise Büyükelçinin Türkiye’nin Avrupa ekonomisindeki konumuna ilişkin sözleri.
Van de Velde Türkiye’yi yalnızca Avrupa ile Asya arasında bir bağlantı hattı olarak değerlendirmediklerini söyleyerek “Bizim açımızdan Türkiye zaten Avrupa ekonomisinin bir parçası. Türkiye’yi bir Avrupa ekonomisi olarak görüyoruz. Türkiye’ye bakışımız bu yönde ve bunu Avrupalı ortaklarımıza da anlatmak istiyoruz” dedi bu yaklaşımı Avrupa’nın ‘stratejik özerkliği’ tartışmasına da taşıyarak “Tekrar vurgulamak isterim ki Avrupa’nın stratejik özerkliği Türkiye ile birlikte düşünülmeli. Türkiye bunun bir parçası. Türkiye’yi yalnızca Asya ile Avrupa arasında bir bağlantı noktası olarak görmüyoruz; Türkiye’yi Avrupa’nın stratejik özerkliğinin bir parçası olarak değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı.
Belçika Dışişleri Bakanlığı’nın ekonomik misyon sonrası yayımladığı resmi değerlendirmede de Türkiye’nin AB’nin güvenliği ve özerkliği açısından önemli olduğu belirtilirken, Türkiye ekonomisinin Gümrük Birliği üzerinden AB ekonomisiyle bütünleştiğine dikkat çekiliyor.
Van de Velde bu noktada “Aslında biz ‘Made in Europe’ yerine ‘Made with Europe’ yani “Avrupa ile birlikte” ifadesini tercih ediyoruz. Savunma sanayisi söz konusu olduğunda ise ‘Made with NATO’ ya da ‘Made in NATO’ ifadelerinin daha doğru olduğunu düşünüyoruz. Bu yaklaşımın kendisi zaten çok şey anlatıyor” ifadelerini kullanıyor. Yani Avrupa’da üretim merkezli dar bir tanımdan ziyade, Türkiye gibi yakın ortaklarla birlikte üretim ve tedarik zinciri oluşturma yaklaşımı vurgulanıyor.
.png
Röportajda Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot’nun ekonomik misyon sırasında dile getirdiği, yaklaşık 12 milyar Euro seviyesindeki ikili ticaretin 24 Milyar Euro’ya çıkarılması yönündeki hedef de soruldu.
Van de Velde bu rakamı kesin tarihe bağlanmış bir taahhüt olarak değil bir hedef olduğuna vurgu yaparak “Elbette ticaret hacmini iki katına çıkarma hedefi biraz sembolik bir nitelik taşıyor. Yani üç yıl içinde ticareti mutlaka iki katına çıkaracağımız konusunda verilmiş kesin bir taahhütten söz edilmiyor. Ancak bu, ulaşmak istediğimiz hedefi ve niyetimizi ortaya koyuyor. Eurostat verilerine göre bu yıl yaklaşık 13 Milyar Euro’luk bir seviyeye ulaşmış durumdayız. Bunun 12 Milyar Euro’su mal ticaretinden, yaklaşık 1 milyar Euro’su ise hizmetlerden oluşuyor. Hizmet ticareti de büyüyor ve bu alanda daha fazlasını yapabileceğimizi düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
Belçika Dışişleri’nin tamamlanmış 2025 yılı verileri, yalnızca mal ticaretinde Belçika’nın Türkiye’ye 6,5 milyar Euro ihracat ve Türkiye’den 5,6 milyar Euro ithalat gerçekleştirdiğini gösteriyor. Aynı kaynak Türkiye’yi Belçika’nın AB dışındaki beşinci büyük ticaret ortağı olarak tanımlıyor.
Peki ticareti bundan sonra hızlandıracak ana mekanizma ne?
Van de Velde’nin cevabında en güçlü vurgu AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin modernizasyonu.
“Bu konudaki tutumumuzu son derece açık bir şekilde ortaya koyduk: Gümrük Birliği’nin modernize edilmesini istiyoruz. Ancak siyasi görüş ayrılıkları nedeniyle bu süreç on yılı aşkın süredir ilerlemiyor. Bununla birlikte, bu siyasi farklılıkların aşılması için Avrupalı ortaklarımızla birlikte çalışacağımızı açıkça ifade ediyoruz.Çünkü Gümrük Birliği’nin modernizasyonu bizim açımızdan tartışmaya bile gerek olmayan, son derece net bir gereklilik” diyen Van de Velde “Hatta burada görev yapan bir büyükelçi olarak bu konu benim için adeta bir takıntı gibi. Çünkü ilerlememiz gereken yolun bu olduğu son derece açık” diye ekliyor.
Belçika hükümetinin resmi çizgisi de bu konuda açık ve net. Belçika Dışişleri Bakanlığı, mevcut Gümrük Birliği çerçevesinin 1995’e dayandığını ve 2026 ekonomisinin gerçekleri karşısında yetersiz kaldığını belirterek modernizasyon çağrısını açık biçimde kayda geçiriyor. Türkiye ve Belçika’nın ekonomik misyon sonrasındaki ortak açıklamasında da modernizasyon görüşmelerine destek teyit edildi.
Van de Velde mevcut yapının hizmetleri, bazı sanayi alanlarını ve gıda üretimini yeterli biçimde kapsamadığını, çağdaş ticaret anlaşmalarında görülen uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının da geliştirilmesi gerektiğini savunuyor.
Onun çerçevesinde konu yalnızca ticaretin teknik ayrıntısı değil. “Bu hem jeostratejik hem de jeoekonomik bir mesele ve bunu hayata geçirmeliyiz. Belçika açısından tutumumuz son derece açık” diyerek bu konuda ülke olarak görüşlerinin oldukça net olduğunun altını çiziyor.
Gümrük Birliği dışında iki ülkenin yatırım ortamına ilişkin bir başka başlık da Belçika-Lüksemburg-Türkiye yatırım anlaşması.
1986’da imzalanan bu anlaşmadan bu yana dijital ekonomi, hizmet sektörleri, hukuki uygulamalar ve uluslararası yatırım uyuşmazlıklarının ele alınış biçiminin aradan geçen yıllarda büyük ölçüde değiştiğini belirten Büyükelçi, güncellenmiş bir hukuki çerçevenin yatırımcı açısından öngörülebilirliği ve güveni artıracağını savunarak “Bu anlaşmalar önemli; çünkü günlük ticari faaliyetlerin daha öngörülebilir ve şeffaf bir çerçevede yürütülmesini sağlıyor. Doğru hukuki altyapıya sahip olduğunuzda yatırımcılar açısından güven de artıyor. Şu anda üzerinde çalıştığımız bir diğer konu ise havacılık anlaşmasının güncellenmesi. Yıl sonuna kadar bu konuda da sonuç almayı umuyoruz” ifadelerini kullandı.
Van de Velde, tarafların mayıs-haziran döneminde anlaşmaya oldukça yaklaştığını ancak bazı teknik görüş ayrılıklarının aşılması gerektiğini ifade ederek 2026 sonuna kadar sonuç alınabileceği beklentisini dile getirdi.
İlişkiler açısından en somut ve önemli gelişmelerden birisi ise JETCO toplantısı.
Van de Velde, hükümet düzeyinde bir JETCO toplantısının 2027’nin başında yapılmasının planlandığını “2027’nin başlarında hükümetler düzeyinde bir JETCO toplantısı gerçekleştireceğiz. Bu mekanizma özellikle altyapı projeleri, finansman ve benzeri alanlarda gerekli kamu desteğinin sağlanması açısından büyük önem taşıyor. Toplantının 2027’nin ilk aylarında yapılması planlanıyor” sözleri ile duyurdu.
Ekonomik ilişkilerin ötesinde Türkiye ile Belçika’yı bağlayan en güçlü stratejik zeminlerden biri NATO.
NATO’nun Temmuz ayında Ankara’daki zirvesinde müttefikler 50 milyar doların üzerinde yeni tedarik açıklarken üretim kapasitesinin genişletilmesi, savunma ticaretindeki engellerin azaltılması, inovasyon, siber kapasite ve dayanıklılık öne çıktı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de zirve sonrasında odağın ‘hedef belirlemekten sonuç üretmeye’ kaydığını; bunun üretimin hızlandırılması, engellerin kaldırılması, dayanıklılık, inovasyon ve ortaklarla işbirliğini kapsadığını belirtmişti.
Van de Velde’nin değerlendirmesi de bu yeni NATO sanayi ekseniyle örtüşürken Büyükelçi “Biz Türkiye’yi NATO’nun çok önemli bir ortağı olarak görüyoruz. Müttefikiz ve bu çok net. 1952’den bu yana süren bir ittifaktan söz ediyoruz; bunun kendisi bile çok şey anlatıyor” ifadelerini kullandı.
Belçika Savunma Bakanı’nın bir yıldan kısa sürede Türkiye’yi üç kez ziyaret ettiğini söyleyen Van de Velde, bunun hem Türk savunma sanayiine yönelik ilgiyi hem de Türkiye’nin NATO içindeki rolüne verilen önemi yansıttığını ifade etti. Büyükelçi ayrıca Belçika’nın yeniden silahlanma ve kapasite artırma sürecinde Türkiye’nin diğer Avrupalı ortaklarla aynı düzeyde değerlendirildiğini de belirtti.
Van de Velde ayrıca Belçika’nın Türkiye’nin SAFE çerçevesinde yer almasını destekleyen pozisyonunu Avrupa’nın stratejik özerkliğine ilişkin yaklaşımıyla ilişkilendirdi.
Savunmanın yanı sıra Türkiye-Belçika ilişkilerinde hızlanabilecek bir başka alan enerji güvenliği.
Van de Velde Türkiye’nin Avrasya’nın merkezindeki coğrafi konumuna, Belçika’nın ise Batı Avrupa’daki lojistik ve enerji altyapısına dikkat çekerek “Türkiye’nin coğrafi açıdan çok özel bir konuma sahip olduğunu düşünüyorum. Temelde Avrasya’nın merkezinde yer alıyorsunuz ve pek çok ulaşım ile enerji koridorunun Türkiye’den geçtiğini görüyoruz. Biz ise Avrasya’nın daha batı ucunda, Batı Avrupa’da başka bir merkez konumundayız. Aynı zamanda Atlantik’in diğer yakasından da önemli miktarda LNG ithal ediyoruz” dedi.
Büyükelçi sözlerine şu sözlerle devam etti:
“Dolayısıyla her iki ülke de stratejik konumlara sahip ve lojistik yönetimi konusunda güçlü bir uzmanlık taşıyor. Üstelik günümüzde lojistik yönetimi artık başlı başına yüksek teknoloji gerektiren bir alan haline geldi.
Belçika açısından baktığımızda ise bazı sürdürülebilir enerji alanlarında belirgin bir uzmanlığa sahibiz. LNG terminalleri konusunda güçlü bir tecrübemiz var. Hidrojen taşımacılığında ileri bir konumdayız ve rüzgar enerjisinde de çok güçlü bir uzmanlığa sahibiz.
Ekonomik misyon öncesinde ve misyon sırasında Türkiye’deki rüzgar enerjisi sektörüyle çok verimli temaslarımız oldu.
Ege Denizi ve Karadeniz’de yapılması planlanan ihaleleri de yakından takip ediyoruz. Belçika teknolojisi bu alanda gerçekten dünya standartlarının en ileri seviyesinde. Türk ortakların da bu teknolojileri kendi projelerine dahil etme konusunda ilgi gösterdiğini biliyorum.”
Peki tüm ekonomi ve ticaret gündemi dışında Büyükelçi’nin Türkiye ile kurduğu kişisel bağ nasıl?
Bilindiği üzere Büyükelçi’nin Erik Dalı dansı gündem olmuş ardından ise aynı dansı Fransa’nın Ankara Büyükelçisi Isabelle Dumont ile tekrar etmişlerdi. Bu ‘rövanşı’ Büyükelçi Dumont mu yoksa kendisinin mi kazandığına yönelik soruya ise gülerek “Normalde aynı anda hem yarışmacı hem de jüri olamam. O yüzden kararı kamuoyuna bırakıyorum. Ama tabii biz diplomatız; resmi cevabımız şu olur: Kazanan dostluk oldu” diye yanıt veriyor.
Olayın nasıl geliştiğini ise Van De Velde şu sözlerle anlatıyor:
“Bu hikayenin nasıl başladığına gelirsek, aslında her şey Belçika Ekonomik Misyonu dönemine dayanıyor. Ankara’daki ekonomik misyonun sonunda büyük bir resepsiyon düzenledik. Ekonomik misyona gösterilen ilgi nedeniyle çok sayıda gazeteci de oradaydı.
Resepsiyonun sonunda Erik Dalı çalmaya başladı. Hepimiz çok yoğun çalışmıştık, ekip olarak biraz dans etmeye başladık ve basının hala orada olduğunu bir an için unuttuk.
Görüntüler daha sonra bütün kanallarda yayınlandı ve olay tabii biraz büyüdü.
Fransa Büyükelçisi Isabelle Dumont da bunun üzerine, “Tamam, o zaman siz de bizim ulusal günümüzde geleceksiniz ve birlikte dans edeceğiz” dedi. Her şey böyle başladı. Fransa Büyükelçisi Isabelle Dumont çok yakın bir arkadaşım. Dolayısıyla biz de bu işi tamamen eğlenceyle karşıladık. Gerçekten çok keyifliydi.”
Van de Velde, sosyal medya paylaşımları ve Türk kültürüne gösterdiği ilgi ile kısa sürede Türkiye’de oldukça sevilen ve tanınan bir büyükelçi haline geldi.
Peki Büyükelçi’yi şu ana kadar buradaki süresinde en çok ne şaşırttı ve Türkiye’deki görevi bir gün sona erdiğinde en çok neyi özleyecek?
“Aslında cevabın bir kısmı sorunuzun içinde. Beni en çok şaşırtan şey, kamuoyundan gördüğüm sıcaklık ve aldığım tepkiler oldu. Bundan gerçekten çok etkilendim” diyen Van de Velde “İnsanların, benim de bu kültürü ve bu ülkeyi gerçekten sevdiğimi görebilmiş olması sanırım bunun bir parçası. Gerçekten bu ülkeyi seviyorum. Belki dans etmek, kültüre katılmak da bunun bir göstergesi. İnsanların buna bu kadar sıcak karşılık vermesi gerçekten içimi ısıttı” derken Türkiye’ye olan sevgisini de röportajda Türkçe dile getirdi.
“İki yıl sonra buradan ayrılacağım zamanı şimdiden konuşmak istemiyorum, çünkü bunu düşünmek bile beni üzüyor. Türkiye’yi kesinlikle çok özleyeceğim. Ama önümde hala iki yıl var ve bu zamanı sonuna kadar yaşamak istiyorum” diyen Büyükelçi Türkçe öğrenmesine dair sürecini ise şu sözlerle anlattı:
“Burası şimdiye kadar yaptığım diplomatik görevler arasında en sevdiğim, kendimi en iyi hissettiğim görevlerden biri.
İlk yılım çok yoğundu ve Türkçe öğrenmeye başlayamamıştım. Ama artık başladım. Türkçe öğrenmeye başladım. Haftada birkaç saat Türkçe çalışıyorum. Her hafta biraz konuşmaya, kendi kelimelerimle Türkçe bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Türkçe aynı zamanda çok güzel bir dil. Bence işin en güzel taraflarından biri de şu: İnsan bazen hayatta yeni şeyleri gençken öğrenmesi gerektiğini düşünüyor. Ve evet, bunun doğruluk payı var. Gençken dil öğrenmek, farklı kültürleri keşfetmek ve seyahat etmek daha kolay olabiliyor. Ama artık daha az gencim ve daha fazla yaşlıyım ve bu yaşta da yeni bir şeyi böylesine güçlü şekilde keşfedip sevebileceğimi açıkçası beklemiyordum.
Yeni bir şey, yeni bir dil öğrenmenin verdiği haz gerçekten çok güzel. Türkçe de Avrupa dillerinin çoğundan oldukça farklı bir dil olduğu için bu zihinsel açıdan da son derece öğretici ve tatmin edici bir deneyim. Ancak daha da önemlisi, dili anlamaya başladıkça insanları ve kültürü de daha iyi anlamaya başlıyorsunuz. İnsanların nasıl hissettiğini, olaylara nasıl baktığını ve düşüncelerini nasıl ifade ettiğini daha iyi kavrıyorsunuz. Benim için bunun çok büyük bir değeri var.
Umarım bunun işime de katkısı olur. Bir ülkeyi, o ülkenin insanlarını sevdiğinizde ve onların dilini anlamaya çalıştığınızda, onlarla kurduğunuz ilişki de farklılaşıyor.”
Peki buradaki işi dışında, Ankara’daki sıradan bir günü nasıl geçiyor? Büyükelçi röportajın sonunda bir gününü ise su sözlerle anlatıyor:
“Bence Ankara gerçekten çok keyifli bir şehir. Güçlü bir kültürel hayatı var. Burada yaşayan insanlar oldukça eğitimli ve çevrenizdeki insanlardan sürekli yeni şeyler öğrenebiliyorsunuz.
Şehirde aynı zamanda güçlü bir dinamizm ve amaç duygusu var. Aslında bunu Türkiye’nin genelinde de hissediyorsunuz. Türkiye ne istediğini ve nereye gitmek istediğini bilen bir ülke. Ancak başkentte bu hedef duygusunu daha yoğun hissediyorsunuz. Sabah uyandığınızda o gün yeni bir şey öğreneceğinizi ve anlamlı bir şey yapacağınızı hissediyorsunuz ve ben bunu çok seviyorum. Bunun yanında Anadolu atmosferini, manzaraları ve tepeleri de çok seviyorum. Ankara’da Türkiye’nin geri kalanından pek çok şeyi bir arada görebiliyorsunuz. Çünkü ülkenin farklı bölgelerinden insanlar buraya gelmiş. Dolayısıyla Ankara’da Türkiye’nin çeşitliliğini de hissediyorsunuz. Bütün bunlar günlük hayatı benim için gerçekten çok keyifli ve sevilesi kılıyor.”
ÖNERİLEN VİDEO REKLAM advertisement100 REKLAM advertisement100
GÜNDEM
1 saat önceGÜNDEM
3 saat önceGÜNDEM
5 saat önceGÜNDEM
5 saat önceGÜNDEM
5 saat önceGÜNDEM
7 saat önceGÜNDEM
8 saat önce
1
İstavritin kilosu 150 liraya satılıyor
153 kez okundu
2
Elektrik faturasında ödemeler nasıl olacak? İşte yeni düzenleme hakkında 14 soru 14 cevap!
137 kez okundu
3
Doğum yardımı ödemelerinin yapılacağı tarih belli oldu!
122 kez okundu
4
Altın yatırımcısı dikkat! Resmi Gazete'de yayımlandı: Artık kesme altın satmak yasak – Altın Haberleri
87 kez okundu
5
Türkiye’nin ihracatı 23 milyar 415 milyon dolar oldu
85 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.