DOLAR 45,9093 0.47%
EURO 53,4273 -0.06%
ALTIN 6.655,85-0,92
BITCOIN 35329230.01022%
İstanbul
21°

HAFİF YAĞMUR

SABAHA KALAN SÜRE

Son Dakika: AK Parti’den Özgür Özel’e siyasi eleştiri tepkisi

Son Dakika: AK Parti’den Özgür Özel’e siyasi eleştiri tepkisi

Son dakika haberi... AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Özgür Özel'in Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkındaki ifadelerine sert tepki gösterdi. Çelik, tartışmalara sebep olan torba kanuna ilişkin de açıklık getirdi.

ABONE OL
Mayıs 26, 2026 11:28
Son Dakika: AK Parti’den Özgür Özel’e siyasi eleştiri tepkisi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

SON DAKİKA HABERİ: AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkındaki açıklamalarına sert tepki göstererek, “Cumhurbaşkanımız kırmızı çizgimizdir. Siyasi tehditte bulunana adım attırmayız.” ifadelerini kullandı.Ömer Çelik’in açıklamaları şu şekilde:”ÇATIŞMA CHP’LİLERİN KENDİ İÇİNDE”Değerli arkadaşlar, büyük milletimizi, tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. Bugün sizlerle paylaşmak istediğim birkaç tane gündemimiz var. Öncelikle bugün Türk Edebiyatının müstesna ismi, Büyük Doğu idealinin mütefekkiri şair Necip Fazıl’ın ölüm yıl dönümü. Bir kere daha kendisini rahmetle, saygıyla anıyoruz. Mekânı cennet olsun. Büyük Doğu ideali yaşıyor ve yaşamaya devam edecek. Son siyasi tartışmaları yakinen takip ediyoruz. Yargı kararının ortaya çıkmasından sonra CHP merkezli yürüyen tartışmaların birtakım ayrıntılarına değineceğim. Fakat öncelikle şunu söylemek isterim: CHP’lilerin CHP’lilerle yürüttüğü bu tartışma, kendi içlerindeki bu çatışma birilerinin sürekli olarak kasti bir biçimde AK Parti üzerinden bu işi yürütmeye, değerlendirmeye çalıştığı bir yalan siyasetine dönüşmüş durumda. Özellikle Sayın Özgür Özel kendi zaaflarını, kendi siyasi yetersizliklerini örtbas etme konusunda sürekli olarak Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı saygısız ifadeler kullanan, haddini aşan bir siyasi üslubu takip ediyor. Ve maalesef orada toplanan bazı kişilerin de Cumhurbaşkanlığı makamına ve Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı son derece yanlış ifadeler kullandıklarını gördük. Öncelikle şunu söylemek isterim: Biz siyasi eleştiriyi saygıyla karşılarız. Siyasi protestoyu saygıyla karşılarız. Siyasi eleştirinin ve siyasi protestonun demokrasimizin olgunluğu içerisinde çok önemli bir yeri vardır. Biz de siyasi eleştiriye her zaman kıymet veririz. Fakat siyasi eleştiriyi aşan siyasi hakaret, hedef gösterme ve siyasi tehdit anlamına gelen bütün ifadelerini Sayın Özgür Özel’e ve orada bu ifadeleri kullanan bazı kişilere aynen iade ediyoruz. Aslında üstünde durmaya bile değmez, fakat işte televizyonlardan verildiği için maalesef bu konuları gündemimize almamız gerekiyor. Bunların söylediği sözlerin herhangi biri Sayın Cumhurbaşkanımızın yanına yaklaşamaz. Bu sözleri söyleyenler bu sözleri sadece kendi isimlerinin yanına yazdırmış olurlar. Biz tabii ki siyasi protesto, siyasi eleştiri olsa bunlar konusunda gayet saygıdeğer bir tutum takınıyoruz. Ama iş şantaj, tehdit, haddini aşan ifadeler kullanma, hakaret gibi konulara geldiği zaman çok net bir şekilde söylüyorum, siyasi zorbalığa ve siyasi eşkıyalığa asla izin vermeyiz.”CUMHURBAŞKANIMIZ BİZİM KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR”Bakın bu 1-2 gündür kullanılan ifadeler tamamen haddini aşmıştır. Sayın Cumhurbaşkanımız bizim kırmızı çizgimizdir. Bu ifadeleri kullananlarla hukuk önünde ve meşru siyaset yoluyla en net ve en etkili mücadeleyi vereceğimizden hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Biz meselelerin sükûnet içerisinde ve sağduyulu bir şekilde halledilmesinden yanayız. Türkiye’nin demokrasisi olgundur, Türkiye’nin rejimi, Türkiye’nin siyasi hayatı pek çok krizin içinden geçmiştir, bugünlere gelmiştir. Bugünlere gelmenin neticesi olarak da yüce milletimizin büyük feraseti, yüce milletimizin büyük basireti, devlet hayatımızın binlerce yıllara dayanan tecrübesi sayesinde atlatılmayacak kriz yoktur. Ama bunun yerine siyasi yetersizliklerini Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başına Sayın Cumhurbaşkanımıza dönük bir siyasi tehdit, şantaj ve çirkin üslup kampanyasına çevirenlere bir adım bile attırmayız. Bu kadar net konuşuyorum. Çünkü kendi meselelerini çözemeyenler, kendi meseleleriyle ilgili olarak herhangi bir şekilde ortaya bir siyasi yetenek koyamayanların artık gelinen noktada sürekli olarak Sayın Cumhurbaşkanımızı, AK Partimizi, Cumhur İttifakımızı bu üslupla hedef alması karşısında bizim onların önüne koyacağımız şey en net ve en kesin hukuki ve siyasi mücadeledir. Sayın Cumhurbaşkanımız bizim kırmızı çizgimizdir. Bu kırmızı çizgiye kimseyi dokundurtmayız. Yine bahsettiğim gibi bunların bu söylediği sözlerin herhangi bir şekilde Sayın Cumhurbaşkanımıza, AK Partimize yaklaşması, Cumhur İttifakımıza yaklaşması mümkün değil. Hepsini iade ediyoruz. Hukuk önünde ve siyaset yoluyla bunlarla hesaplaşmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz. Tabii arzumuz sağduyunun, sükûnetin, aklın, siyasi aklın, basiretin, ferasetin ve gerçeklerin konuşulduğu bir ortamın hakim olmasıdır. Tercih onlarındır. O protesto hakkını kullanan, eleştiri hakkını kullanan vatandaşlarımıza saygımız büyüktür. Protesto hakkını kullanmak, eleştiri hakkını kullanmak üzere orada bulunan Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş vatandaşlarımıza saygımız büyüktür. Fakat onların içerisine karışarak bu çirkin üslubu kullananlara, Cumhurbaşkanlığı makamına, partimize, arkadaşlarımıza dönük bu tehdit, şantaj ve hakaret üslubunu kullananlarla da hukuk önünde hesaplaşacağız.CHP’LİLERİN CHP’LİLERLE İÇ ÇATIŞMASIDeğerli arkadaşlarım; bugün gelinen nokta esasında bir sürü gündem bu işin içine karıştırılsa da CHP’lilerin CHP’lilerle iç çatışması, iç mücadelesi neticesinde ortaya çıkan birtakım iddiaları yargının araştırmasından ve sonuca bağlamasından ibarettir. Yargı kararı konusunun sonrasında ortaya çıkan tablo nasıl başladı? Hiçbir şekilde hiçbir siyasi parti, AK Parti, Cumhur İttifakı ya da diğer muhalefet partileri bu olayın tarafı değillerdi. Halen de biz bu olayın herhangi bir yerinde değiliz. İlk iddialar Cumhuriyet Halk Partisi’nde milletvekilliği yapmış, belediye başkanlığı yapmış, Cumhuriyet Halk Partisi’nde yöneticilik yapmış ve halen Cumhuriyet Halk Partisi’nde aktif siyaset yapan kişiler tarafından gündeme getirildi. Özgür Özel yönetimindeki Cumhuriyet Halk Partisi’nin o zamanki yönetimi bunları ciddiyetle ele almak, değerlendirmek yerine başka bir yol tercih etti. Bu iddiaların üzerine yine Cumhuriyet Halk Partililer, Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediye başkanları, milletvekilleri, yöneticileri tarafından gündeme getirilen bu iddialar karşısında yargı harekete geçti. Yargının bulduğu deliller, yargının yaptığı değerlendirmeler sonucunda bu tablo ortaya çıktı. Dolayısıyla ikide bir burada sanki bu konunun tarafı bizmişiz gibi bir gündem oluşturmaya çalışmak, Özgür Özel ekibinin baştan beri kendi yetersizliklerini örtmek için kullandığı bir yöntemdir.”YARGI VESAYETİYLE DE MÜCADELE EDEN BİZİZ”Şimdi sık sık şunu söylüyor Sayın Özgür Özel: Diyor ki, siyaset yargı eliyle dizayn ediliyor. Bakınız biz AK Parti kurulduğundan beri siyasetin yargı eliyle dizaynında iki kavram üzerinde hassasiyetle durduk. Bir tanesi yargı vesayeti, diğeri yargısal aktivizm. Ve AK Parti’nin siyasi mücadelesinin ve Türkiye’nin en önemli demokrasi mücadelesinin AK Parti tarafından ortaya koyulan iradesi askeri vesayete karşı olmak kadar yargı vesayetine ve yargısal aktivizme de karşı olmaktır. O sebeple sivil siyasetin üstünlüğünü ve sivil siyasetin dokunulmazlığını her zaman en güçlü bir biçimde biz savunduk. Yargısal aktivizm ve yargı vesayeti ya da yargı faaliyeti yoluyla siyasetin dizayn edilmesi siyaset değildir, anti-siyasettir. Dolayısıyla demokrasiye aykırıdır. Bunun mücadelesini biz verdik. Tabii biz yargısal aktivizme ve yargısal vesayete karşı olduğumuz kadar siyasetin ekonomik yolsuzluk yoluyla, siyasi çökme yoluyla dizayn edilmesine de karşı çıktık. Aynı şekilde biz siyasetin ekonomik yolsuzluk kadar siyasi yolsuzluk, siyasi abrakadabralarına, siyasi kumpaslarla, siyasi birtakım numaralarla, siyasi birtakım oyunlarla dizayn edilmesine de karşı çıktık. Ve bugün yine Cumhuriyet Halk Partisi içinde geçmişten beri siyaset yapan isimler iddia ediyorlar ki Cumhuriyet Halk Partisi bu siyasi oyunlarla, bu siyasi kumpaslarla karşı karşıya kalmıştır. Birtakım deliller sunuyorlar ve bu delilleri de yargı inceliyor ve bir neticeye vardırıyor. Dolayısıyla tartışma Cumhuriyet Halk Partililerin Cumhuriyet Halk Partililer hakkındaki iddialarıyla beraber ortaya çıkan bir şeydir. Şimdi burada şunu da unutmamak gerekir tabii: Yargısal aktivizme, yargı vesayetine karşı çıkmak kadar, siyasetin yargı eliyle dizayn edilmesine karşı çıkmak kadar, yargının kendi işini yapmasına karışmamak da çok önemlidir. Şimdi ne zaman bu iddialarla ilgili deliller ortaya çıksa, bu deliller neticesinde bir adım atılsa, hemen bazı Cumhuriyet Halk Partililer çıkıyor, diyor ki siyaset yargı eliyle dizayn edilmeye çalışılıyor. Peki siyasetin, bunu söyleyenler gerçekten yargısal bir hassasiyet içinde mi konuşuyorlar? Zaman içerisinde gördük ki öyle değil. Siyasi bir hassasiyet içinde mi konuşuyorlar? Zaman içerisinde gördük ki öyle değil. Ortaya çıkan deliller, tartışmalar yine bunları birbirine söyleyen Cumhuriyet Halk Partililer. Ne çıktı ortaya? Hep beraber gördük ki aslında burada siyasetin üzerinde yine anti-siyaset diyeceğimiz demokrasinin güvenliğini tehdit eden başka birtakım siyasi faaliyetler, kumpaslar, birtakım oyunlar ortaya çıkmış. Peki bunları nereden öğreniyoruz biz? Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapanların Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapanlar hakkındaki iddiaları üzerinden öğreniyoruz. Dolayısıyla yargısal aktivizm yoluyla geçmişte vesayet zamanlarında siyasetin dizayn edilmesi ne kadar yanlışsa, siyasetin bu şekilde ekonomik yolsuzluk, siyasi yolsuzluk, siyasi oyunlarla dizayn edilmesi de o kadar yanlıştır. Bunlar anti-siyasettir, demokrasiye aykırıdır. Demokrasinin güvenliği siyasetin güvenliğinden geçer. Siyasi partilerin yönetimlerinin özgür iradeyle oluşması, her türlü vesayetten bağımsız, ama her türlü siyasi kumpas, şantaj ve oyundan da bağımsız olarak tecelli etmesi demokrasinin sağlığı açısından çok önemlidir. Dolayısıyla her yargı kararına karşı siyaset yargı eline dizayn ediliyor demeleri aslında başka şeyleri örtbas etmekten başka bir şey değildir. Bir diğer konu da şu: Sık sık bir şey kullanıyor Sayın Özgür Özel, diyor ki, bizim karşı karşıya olduğumuz tablo AK Parti yargı kolları tarafından yapılıyor. Tabii bu son derece standarda düşük bir tanımlama, son derece düşük bir siyasi değerlendirme. Bunu çok sık kullandığı için bunu söylemek zorunda kalıyorum, esasında biz siyasi partilerin bu şekilde birtakım vülgarize tabirlerle, yakıştırmalarla ele alınmasına karşıyızdır. Bu konuda son derece hassasiyet gösteririz. Büyük bir titizlik içerisinde hareket ederiz. Sayın Özgür Özel ve ekibine şunu söylemek gerekir: AK Parti’de siyasi yargı kolları yok. Yargıdan sorumlu genel başkan yardımcılığı diye bir şey yok. Ama sizin döneminiz zamanında bütün Türkiye gördü ki yolsuzluktan sorumlu bir kolunuz var. Yolsuzluktan sorumlu bir biriminiz var. Ve bütün bunlar önünüze geldiğinde siz bunlarla ilgili bir adım atmadınız. Atmadığınız gibi tam tersine himaye etmeye çalıştığınızı yine Cumhuriyet Halk Partililer söylüyor. AK Parti yargı kolları diye tabirler uyduracağınıza sizin döneminizi kastederek söylüyorum, kendi partinizdeki yolsuzluk kollarına baksaydınız. Siyasi ve ekonomik yolsuzluk kollarıyla uğraşsaydınız. Onun için bizim herhangi bir şekilde siyaset meydanı ve sandık dışında bir iradenin peşinde koştuğumuzun söylenmesi dünyanın en büyük yalanıdır.”BİZ MEYDANLARIN PARTİSİYİZ”Biz meydanların partisiyiz. Biz sandığın partisiyiz. Biz önümüze vesayetin en karanlık günlerinde en ağır vesayet araçlarıyla çıkıldığında bile sandıktan, millet iradesinden başka bir şey düşünmedik. Cumhurbaşkanımız bilinen ve bilinmeyen bin türlü siyasi tehditle ve siyasi suikastla karşı karşıya kaldığında, Ankara kapkaranlık bir iklime büründüğünde Cumhurbaşkanımızın yaptığı şey Anadolu’ya çıkmak ve millet iradesiyle buluşmak oldu. Her zaman bu böyle oldu. Dolayısıyla burada AK Parti’ye en son yakıştırılacak şey sizin bu söylediğiniz sözlerdir. Ama biz siyasi vesayetin, yargı vesayetinin en karanlık, en ağır günlerinde, askeri vesayetin en karanlık günlerinde tehdit edilirken siz bu tehditlerin arkasında durdunuz. Kapatma davalarının, modern ve postmodern darbelerin arkasında durmuş bir siyasi geçmişten geliyorsunuz. Cumhurbaşkanımız millet iradesiyle buluşurken, siz Ankara’nın labirentlerinde ve koridorlarında birtakım kumpaslar peşinde koşan bir siyasi gelenekten geliyorsunuz. Onun için bu durumu netleştirelim: Meydanların partisi biziz, sandığın partisi biziz. Siz kendinize neyi yakıştırıyorsanız onu bize söylemekten vazgeçmelisiniz. Dolayısıyla beğenmediğiniz her yargı kararına siyasetin yargı eliyle dizayn edilmesi gibisinden bir tabirle yaklaşmanızın hiçbir manası yok, hiçbir geçerliliği yok. Bu konuda bir hassasiyetiniz varsa önce herkes kendi evinin bahçesini temizlemelidir.PARTİCİLİK DEĞİL KABİLECİLİKBakın ne dedik biz? Dedik ki siz çıkın bunlara kefil misiniz değil misiniz, tek tek bunlardan bahsedin dedik. Özgür Özel şimdiye kadar bu konuda sessiz kaldı. İlk defa iki gün önce net bir şekilde kefil olduğunu söyledi ve söylediği şey de şu: Bu ismi geçenlerin hepsi benim evladım, onlar masumdur dedi. Bakın bu particilik değildir, bu kabileciliktir. Bir partinin, bir kurumun, bir yapının tümüyle masum ilan edilmesi içinde bu iddialar varken dönelim araştıralım, bunlara bir bakalım, gereğini yapalım varsa bir sıkıntı demek yerine bu tip yollara tevessül edilmesi kuşkusuz ki bir kabilecilik mantığından başka bir şey değil. Biz siyasi partiler arenasındayız. Biz demokrasi zeminindeyiz. Biz vesayetin siyasi kabilecilik kısmında değiliz. Siz kendinizi dokunulmaz her türlü vesayetin peşinde yıllarınızı geçirdikten sonra halen bu konuda görebilirsiniz. Şimdi de mesela size bir soru soruluyor, bu soruya düzgün bir cevap vermek yerine tutuyorsunuz. Atatürk istismarcılığına soyunuyorsunuz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyetimizin kurucusudur, ilk Cumhurbaşkanımızdır ve toplumumuzun ortak değeridir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve arkadaşlarının verdiği büyük mücadele, istiklal mücadelesinin sonunda Cumhuriyetimizi elde ettik. Tarih içerisindeki büyük yürüyüşümüzün bu son hamlesinde de çok partili hayata geçerek demokrasimizi inşa ettik. Ama siz ne zaman siyasetin üstüne gölge düşse ve düşürseniz, ne zaman demokrasinin üstüne gölge düşse ve düşürseniz sürekli olarak Atatürk istismarı yapıyorsunuz. Dolayısıyla burada bari bütün bu siyasi kumpası, siyasi yanlışları örtmek için bunlarla Atatürk’ü yan yana getirmeyin. Bu hassasiyeti gözetin.İki-üç yıl evvel partimizin bir toplantısında bir kongremizde konuşurken CHP’nin içi Ortadoğu’dan daha karışık demiştim. Bunu söyleyeli 2-3 yıl oldu, CHP’nin içinin Ortadoğu’dan daha karışık olduğunu söyleyeli. Ben bunu söyledikten sonra esasında şimdi geriye dönüp bakıyorum bu 2-3 yıllık sürece, Ortadoğu’ya haksızlık etmişim. CHP’nin içi Ortadoğu’yu fersah-fersah geride bırakacak kadar karışık. Bu karışıklığı bizim üzerimizden netleştirmeye, bizim üzerimizden temize çekmeye kalkmayın. Bütün bu iş ve işlemler sizin ve ekibinizin yönetimi zamanında oldu. Yani sadece isim vermek istemiyorum, bir ildeki siyasi yolsuzluk, başka bir ildeki ortaya çıkan sapkınlıklar, bütün bunlarla sadece bu ikisini temizlemek üzere uğraşsanız başka bir şeyle uğraşmaya mesainiz kalmaz. Fakat sürekli olarak bu örtbas etme faaliyeti içerisine giriyorsunuz, bu da sizin bileceğiniz iş, ama bunu bizim üzerimizden yaptırmayız size. Hele Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı bu ifadeleri kullanarak bu gündemi örteceğinizi zannediyorsanız bu imkânsız bir şey. Çünkü biz siyasetin partisiyiz, siz siyaset karşıtlığının partisisiniz. Biz demokrasi mücadelesi vermiş bir siyasi geleneği temsil ediyoruz, sizin ise siyasi tarihinizde pek çok kere demokrasiyi enfekte eden, sabote eden eylemlerin altında imzanız var. Onun için görülmesi gereken şey şudur: Particilikle kabileciliği birbirinden ayırt edemeyen bir siyasi ekip burada konuşmaktadır. Biz siyasetçiyiz ve hukukun içinde, demokrasinin içerisinde hareket ediyoruz. Yargıya intikal etmiş bir konuda sürekli olarak siz bunu AK Parti yaptı diyerekten esasında bizim sizin birtakım siyasi usulsüzlüklerinizin örtbas edilmesi için yargıya müdahale etmemizi istediğinizi görüyoruz. Bizim böyle bir yaklaşımımız yok. Size de söylediğimiz şudur: Bakın bütün kamuoyunun gözü önünde gerçekleşti ve bunu size Cumhuriyet Halk Partililer söyledi. Dediler ki, bu partiyi bundan temizleyin. Ha bu sizin bileceğiniz iş, bu sizin yapacağınız işlemlerle ilgili bir konu, biz bu olayın hiçbir tarafında değiliz, hiçbir tarafında da olmaya niyetimiz yok.”CUMHURBAŞKANIMIZIN BİR GÜNLÜK MESAİSİ, MUHALEFETTEKİLERİN HEPSİNİN BİR YILLIK MESAİSİNDEN FAZLADIR”AK Parti ve Cumhur İttifakı gündemine hakimdir.  Bakınız, Sayın Cumhurbaşkanımızın bir günlük mesaisi bu muhalefettekilerin hepsini toplayın, onların bir yıllık mesaisinden fazladır. Sayın Cumhurbaşkanımızın bir haftalık mesaisi, bu muhalefettekilerin hepsini toplayın, bunların beş yıllık mesaisinden fazladır. Sadece hepimiz şahidiz, son zamanlarda Sayın Cumhurbaşkanımızın, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a saldırısından sonra ortaya çıkan tabloda barışın sağlanması için ortaya koyduğu efor ve gayret, bütün bu muhalefetteki siyasi partilerin hepsini toplayın, onların on yıllık mesaisinden fazladır. Dolayısıyla biz gündemimize hakimiz ve bu konularla herhangi bir şekilde uğraşacak ne vaktimiz var, ne de herhangi bir şekilde bunları gündeme almaya niyetimiz var. Biz meydanlardayız, siyaset arenasındayız, demokrasi zemininde duruyoruz. Demokrasinin içeriden ya da dışarıdan herhangi bir vesayet yoluyla enfekte edilmesine ne kadar karşıysak, bunu nasıl anti-siyaset buluyorsak, siyasi partilerin de demokrasinin güvencesi olan, demokrasinin DNA’sını teşkil eden siyasi partilerin de birtakım çökme operasyonlarıyla, delege iradesine baskıyla, siyasi kumpasla herhangi bir şekilde yönlendirilmesine de karşıyız. Bunların araştırılması söz konusuysa yargının görevini yapması karşısında saygılı davranmaktan başka herhangi bir yolumuz yoktur. Dolayısıyla sizin her türlü bu iddia karşısında problem kendinizi her türlü iddianın üstünde görmenizdir. Bu başlı başına bir demokrasi karşıtlığı, milli irade karşıtlığıdır. Dolayısıyla esas mesele bu siyasi zihniyet tüzüğünün değişmesidir. Parti tüzüklerinin, yazılı olan parti tüzüklerinden daha önemli olan şey zihniyet tüzüğüdür. Buradaki zihniyet tüzüğü biraz evvel bahsettiğim gibi tamamen demokrasi karşıtlığı, tamamen siyaset karşıtlığı ve anti-siyaset üzerine kurulu bir tablodur. Şimdi burada en büyük mağdurlardan bir tanesi siyasi hayatımız, milletimiz ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş olan saygıdeğer vatandaşlarımızdır. Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş olan saygıdeğer vatandaşlarımız bu tabloyu hak etmiyorlar. Temiz siyaset en temel demokratik haktır. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş vatandaşlarımızın haklı olan temiz siyaseti ellerinden alanların Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş vatandaşlarımıza hesap verme borcu vardır, esas mesele budur.”BU TARTIŞMALARDA TARAF DEĞİLİZ”Bu hesap vermeden kaçmak için gündemi bizim üzerimizden değiştirmeye kalkmayın, buna müsaade etmedik, etmeyeceğiz, bundan sonra da bunu yapamayacaksınız. Dolayısıyla siz esas olarak Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş değerli vatandaşlarımıza bu tablonun bir izahını yapmakla mükellefsiniz. Onun dışında biz Cumhuriyet Halk Partisi içindeki bu tartışmalarda taraf değiliz. Yani adada kim kalmış, adadan kim gönderilmiş, o gün kim elenmiş, kim kazanmış, Cumhuriyet Halk Partisi adasında ne oluyor bizi hiç ilgilendirmez. Biz geçmişte son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve ondan öncesindeki dönemde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibiyle mücadele ettik, daha sonrasında Sayın Özgür Özel ve ekibiyle mücadele ettik. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi içinde herhangi bir şekilde bizim taraf olduğumuz bir durum yoktur. Biz Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetiminde kim varsa siyasi rekabet çerçevesinde, demokratik standartlar içerisinde bu rekabeti, bu mücadeleyi sürdürüyoruz. Onun dışında bu konunun bizi ilgilendiren bir tarafı yok. Bu gündem sizin gündeminiz. İkide bir meydana çıkıp, ikide bir sağa sola çıkıp Sayın Cumhurbaşkanımızı ve AK Partimizi hedef almanız gündem saptırmaktan, başta Cumhuriyet Halk Partili vatandaşlarımıza ve milletimize hesap vermekten kaçmaktan başka bir şey değildir. AK Parti ve Cumhur İttifakı kendi gündemine hakimdir. Tabii bir de ikide bir kaos çıkarmaktan, birtakım süreçleri sabote etmekten bahsediyorlar. Biliyorsunuz daha önce kitapçıları birbirinden ayırdılar, bizden olan olmayan kitapçılar diye, kahve dükkânlarını ayırdılar, bizden olan olmayanlar diye. Yani kitabın ve kahvenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitme hakkı olsa bunların hepsini mahkûm ettirir. Sokağı bu şekilde bölmeye çalıştılar, vatandaşlarımızın bir kısmını karşı karşıya getirdiler. Hâlbuki siyaset sanatı sağduyuyla hareket etme sanatıdır. Siyaset, insan hayatının maliyetini azaltmak için icat edilmiştir ve siyaset toplumsal hayata daha çok oksijen pompalamak için icat edilmiştir. Ama siyaset sanatının ustalığından yoksun olanlar kaostan beslenmeye çalışıyorlar, sisteme oksijen pompalamak yerine karbondioksit pompalıyorlar. Dolayısıyla siyasetin burada gerçek ustalığı kaos çıkarmak üzerinden değil, siyaset sanatının çözüm üreten kapasitesini ortaya koymak üzerinden kendisini gösterir ve demokrasi bu şekilde var olur. Yani siz hem kaos çıkarmak için bu kadar iştahlı olacaksınız, hem de ondan sonra demokrasiden bahsedeceksiniz. Bugün gelinen nokta dediğim gibi hiç kimsenin tarafı olmadığı, Cumhuriyet Halk Partililerle Cumhuriyet Halk Partililerin kendi arasındaki tartışmanın neticesi olarak yargının bunlara bakması, delillendirmesi, ispatlaması ve yargı süreçlerinin işlemesi olarak ortaya çıkan bir konu. Bugün Özgür Özel ve ekibinin bütün görev yaptığı süre içerisinde demokrasiye, herhangi bir şekilde demokrasinin oksijenini artıran bir faaliyeti görülmedi. Sık sık söyledik, siz bakın bunları enfekte ediyorsunuz diye. Biz burada taraf değiliz. Daha önce biz Sayın Kılıçdaroğlu ve ekibiyle mücadele ettik yıllarca, daha sonra Sayın Özgür Özel ve ekibiyle mücadele ettik, bizim için fark eden bir şey yok. Ama gelinen noktada ne yapıyorsunuz? Miting meydanında gazeteci yumrukluyorsunuz, kendi Genel Merkezinize zarar veriyorsunuz, ondan sonra da demokrasiden bahsediyorsunuz. Türkiye’de demokrasi mücadelesinin lideri Sayın Cumhurbaşkanımızdır. Türkiye’de demokrasi meydanlarının en büyük aktörü AK Parti ve Cumhur İttifakı’dır. Türkiye’de sandığın ve milli iradenin en yüksekte tutulması iradesi her türlü tehdit karşısında Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yıllarca taşınmıştır. Dolayısıyla siz bugün bu kendi küçük gündeminizle uğraşırken bu büyük mücadeleler veriliyordu. Gelinen noktada bunu Atatürk istismarı yaparak ya da başka konularla örtmeniz herhangi bir şekilde mümkün olmayacak.Tabi bir de şu vardır: Siyaset dediğim gibi sağduyunun, millet iradesinin zeminidir. Siyaset, sağduyu ve çözüm üretme sanatıdır. Bir siyasetçinin ustalığı sağduyulu çözüm üretme kapasitesiyle ölçülür. Bir siyasetçinin konuşacağı yer ya kürsüdür ya da parti otobüsüdür. Ne işiniz var TOMA’nın üzerinde? Bir siyasetçinin TOMA’nın üzerinde ne işi var? Ya parti otobüsünde konuşursunuz, ya kürsüde konuşursunuz, TOMA’nın üzerine niye çıkıyorsunuz? Oradaki polis kardeşlerimiz gelmişler oradaki bütün vatandaşlarımızın ve sizlerin güvenliğini sağlamak için bulunuyorlar. Oradaki polise ait bütün cihazlar, bütün araçlar vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak için bulunuyor, kanunun mahkeme kararını yerine getirmeye çalışıyorlar, bir düzen içerisinde çalışır bunlar. Kürsüde var olamayanlar, parti otobüslerinde hakaret dışında bir sözü olamayanlar TOMA’ların üzerine tırmanmaya çalışıyorlar, tabii bu da vahim bir durum ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi iç gündemini kendilerine bırakıyoruz. Bizim Türkiye yüzyılı hedeflerimiz var, uluslararası ilişkilerle ilgili çok güçlü gündemlerimiz var, terörsüz Türkiye hedefimiz var, etrafımızda Gazze’deki soykırımın durdurulmasından Rusya-Ukrayna Savaşına, ABD-İsrail’in İran’a saldırısından sonra ortaya çıkan tabloya kadar ilgilenilmesi gereken bir sürü meselemiz var ve Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bütün gücümüzle AK Parti olarak, Cumhur İttifakı olarak bu meseleler üzerinde yoğunlaşıyoruz.Sizlere bahsetmek istediğim bir diğer konu, İran merkezli olarak gündeme gelen tartışmalarla ilgilidir. Biliyorsunuz her iki tarafta anlaşmaya çok yakınlaşıldığını ifade ediyor. Şunu ifade etmek isterim ki: Biraz evvel de söyledim, gerçekten biz bu toplantılara zaman zaman şahit oluyoruz, Sayın Cumhurbaşkanımız ve Türkiye burada sağlanacak barış konusunda kilit aktördür. Biliyorsunuz şu anda Hürmüz Boğazı’nın durumu nükleer konu, aynı zamanda da bölgesel birtakım aktiviteler, bölgesel barışın sağlanması temelinde birkaç tane temel tartışma yürüyor. Geçen gün bölge liderlerinin katılımıyla Başkan Trump’ın da katıldığı bu konunun müzakere edildiği telekonferansta Sayın Cumhurbaşkanımız herkesin üzerinde mutabık olduğu bir çözüm çerçevesini çok net bir şekilde koydu. Gerek Hürmüz meselesinden, gerek nükleer meseleden, gerek bölgesel barış konusuna kadar bütün kardeş ülkelerin Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu bu siyasi iradeye destek vermesi son derece memnuniyet vericidir. Biliyorsunuz ta yıllar evvel İran’da Ahmedinejad Cumhurbaşkanı iken, Sayın Cumhurbaşkanımız, Brezilya Devlet Başkanı Lula ile birlikte bir inisiyatif geliştirmişti ve bu inisiyatif çerçevesinde esasında P5+1’in, Güvenlik Konseyi üyeleri ve Almanya’nın P5+1’in gerçekleştiremediği çözüm ortaya çıkmıştı. O zaman Sayın Ahmedinejad Brezilya ve İran’da Devlet Başkanıydı, Sayın Cumhurbaşkanımız da Başbakandı. Sayın Cumhurbaşkanımızın o zamanki inisiyatifi bu çözümün ortaya çıkmasını sağlamıştı, ama maalesef o daha sonra ortadan kaldırıldı ve bugün geldiğimiz noktaya gelindi. Bundan sonrasında dünyanın kaldırabileceği bir noktanın çok ötesine geçilmiştir ve bu noktanın çok ötesine geçilmesi bu barışı bir an evvel mümkün kılmaktadır. Ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi için Hürmüz konusundan nükleer meseleye, nükleer meseleden bölgesel aktivitelere kadar bu geniş çerçevede Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu irade en geniş düzeyde kabul görmektedir, Sayın Cumhurbaşkanımız burada barışın sağlanmasında kilit aktördür.Şunu da bir kere daha gurur duyarak söylemek isteriz ki, neredeyse her uluslararası zeminde Sayın Cumhurbaşkanımızın ilk gündem maddesi, dünya bunu unutmaya çalışsa, dünya bunu geri plana etmeye çalışsa da Gazze’dir. Gazze’de soykırım devam ediyor, İsrail aynısını Batı Şeria’ya da yapmaya çalışıyor. Birinci aşama olan, yani yardımların girmesi aşamasında İsrail verilen sözleri tutmadığı için ikinci aşamaya bir türlü geçilemiyor. En son Sumud Filosu’nun asil üyelerine yapılan o zulümleri de gördük. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımızın diplomasi trafiğinin başında Gazze olmaya devam ediyor.BİLGİ ÜNİVERSİTESİ AÇIKLAMASIDeğerli arkadaşlarım; bir diğer konu, gündemde olan konu Bilgi Üniversitesi faaliyetlerine devam edecek. Biliyorsunuz 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun ek 11. maddesinin 3. Fıkrası, kurucu vakıflarına kayyım atanan vakıf yükseköğretim kurullarının faaliyet izni Cumhurbaşkanlığı kararına kaldırılır diyor. Yani bu kaldırma kararı esasında kanunun emrettiği bir, kanunun başka türlü davranmaya cevaz vermediği bir karar. Daha sonra kamu yararı Yüksek Öğretim Kurulu’nun raporları ve diğer değerlendirmeler Sayın Cumhurbaşkanımıza arz edilmiştir, Sayın Cumhurbaşkanımız da bu üniversitenin faaliyetlerine devam etmesi konusundaki takdir yetkilerini kullanmışlardır, böylece Bilgi Üniversitesi faaliyetlerine devam edecek. Sayın Cumhurbaşkanımız burada hem kamu yararını hem akademik hayatı hem Bilgi Üniversitesi’ndeki akademisyenleri, öğrencileri düşünerek bu takdir yetkisini kullanmıştır. Akademik hayatımıza, değerli öğretim üyelerine ve sevgili öğrencilerimize hayırlı olsun.TASLAK TORBA YASASI MADDELERİ HAKKINDAYine bir diğer tartışma konusu da şu: Değerli arkadaşlarım, bir taslak yansıdı, torba kanunuyla ilgili bir taslak yansıdı kamuoyuna. Bu taslakta ifade hürriyetine aykırı, ifade hürriyetiyle ilgili sorun çıkarabilecek unsurlar oldu, çeşitli vatandaşlarımız tarafından bize gerek sosyal medya üzerinden gerek başka kanallarla iletildi, aydınlarımız, bunları bize değerli düşünürlerimiz ilettiler. Aynı şekilde vatandaşlarımız bu kanaatlerini paylaştılar. Biz ifade hürriyeti konusunda burada son derece hassasız. Bu adı üstünde taslak, taslaklar yapılırken bunlar zaten önceki kanunlara ya da ilişkili kanunlara atıfla yapılan düzenlemeler oluyor, daha sonrasında siyasi irade buna son şeklini veriyor. Dolayısıyla şunu söylemek isterim: Zaten bir değerlendirme süreci devam ediyordu, özellikle de buna dijital materyallerin de katılması gerekiyor. Dijital materyallerin katılması dahil bu torba kanundaki yaklaşıma bir değerlendirme sürecinin devam ettiğini ifade edebilirim. Vatandaşlarımızın, düşünürlerimizin, kanaat önderlerimizin hepsinin sesini duyduk, görüşlerinin farkındayız, dolayısıyla adı üstünde dediğim gibi taslak kesinleşmiş bir şey değil, bununla ilgili siyasi değerlendirme süreci devam ediyor. Kuşkusuz bize iletilen ifade hürriyetiyle ilgili bu konuları hassasiyetle ele alacağız, değerlendireceğiz, orada yanlış görülen hususları tabii ki düzelteceğiz. Dediğim gibi değerlendirme süreci devam ediyor ama hepsinin sesini duyduğumuzu, değerlendirmelerini aldığımızı ifade etmek isterim. Bugünlük paylaşacaklarım bunlar. Bütün milletimize, aziz milletimize hayırlı bayramlar diliyoruz şimdiden. Tabii bu bayrama da Gazze’deki soykırım, Gazze’deki kadınların ve çocukların durumu sebebiyle son derece buruk bir şekilde giriyoruz, üzüntülü bir şekilde giriyoruz. Niyetimiz odur ki, niyazımız odur ki, duamız odur ki bu bayram bütün insanlığa barış ve umut getirdiği gibi en önce Gazze’ye, Gazze’nin kadınlarına ve çocuklarına esenlik, barış ve huzurlu günler getirsin. Çok teşekkür ediyorum. Bütün vatandaşlarımıza, yüce milletimize saygılarımı sunuyorum.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.